İlki 6 Şubat 1998 tarihinde dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ın imzası ile yayınlanan “Lisanslı Bilgisayar Programı Kullanılması” konulu (B.02.0.PPG.0.12-320-01979 sayılı) genelge ile kamu kurumlarının gündemine giren bilgisayarlar üzerinde kullanılan işletim sistemlerinin ve uygulama yazılımlarının/programlarının lisanslı kullanılması konusu, 15 Temmuz 2008 tarihli ve B.02.0.PPG.0.12-010-06/8468 sayılı genelgede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzası altında “Lisanslı Yazılım Kullanılması” konusu ile yeniden gündeme alınmıştır. Geçen bu 10 yıllık süre zarfında kamu kurum ve kuruluşlarında tek bir markaya bağımlı ve alternatifleri bilinmeyen, araştırılmayan ve kullanılmayan yazılımların değişmediğini üzülerek görmekteyiz. Sadece 2007 yılında kamu kurumlarının 1 (bir) milyar YTL’nin üstünde lisans ücreti ödediğini de düşünürsek özgür yazılım lisanslı ürünlerin (işletim sistemi, ofis paketleri, veritabanı, uygulama yazılımları/programları vs.) kullanılmamasının ülkemiz ekonomisine getirdiği yük ortadadır. Bunlara tüm Türkiye çapında faaliyet gösteren yerel yönetimleri, sivil toplum kuruluşlarını, meslek örgütleri ve odalarını, eğitim kurumlarını, üniversiteleri ve ticari firmaları da eklersek karşımızda muazzam büyük bir fatura durmaktadır. Bilişim teknolojilerinin ilk yıllarında fazla seçenek olmaması ve/veya işin özelliğinin yalnız bir tek firmanın geliştirdiği ve çeşitli lisanslarla tekelinde tuttuğu teknolojileri gerektirmesi gibi durumlar yüzünden zaman zaman sakıncalı olsa da tek bir markanın işaret edilmesi her ne kadar rekabet koşullarını zorlayıcı olsa da göz ardı edilmekteydi. Ancak günümüzde kullanılan ve geliştirilen bilişim teknolojileri, kamu kurum ve kuruluşlarının alabileceği hizmetler için farklı seçeneklerin de bulunduğu bir noktaya ulaşmıştır.
Bilindiği gibi, Microsoft firmasının ürünleri kapalı kaynak kodları ile lisanslanmıştır ve lisans ücretini ödeyerek yalnız kullanım hakları belirli bir süre için elde edilmektedir. Öte yandan Linux tabanlı işletim sistemleri gibi özgür yazılım lisanslarıyla kamuya açık biçimde dağıtılan ve büyük bir çoğunluğu ücretsiz olan ürünler de mevcuttur. Hatta bu ürünler yurdumuzda da geliştirilmektedir.
TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE) tarafından geliştirilen ve Pardus dağıtımı olarak adlandırılan Ulusal İşletim Sistemi Projesinin ürünü, ülkemiz kaynakları ile geliştirilen bir yazılımdır. Pardus’un en önemli özelliği, açık kaynak kodlu yazılımlar sayesinde değişikliğe ve gelişime izin vermesidir. Pardus işletim sistemi Türkçe olarak, Türk kullanıcılarının alışkanlıkları ve gereksinimleri dikkate alınarak üretilmiş bir yazılım olup, nasıl çalıştığını inceleme, değiştirme, çoğaltma özgürlüğü
kullanıcılarına sunan bir programdır.
Dünyada benzer örneklerini göreceğimiz üzere, 2002 yılında Almanya, federal eyalet ve yerel yönetimlerin tüm kamu hizmetlerinde Linux tabanlı işletim sistemlerini kullanmaya başlamış, ardından İspanya, Fransa ve Finlandiya gibi birçok Avrupa Birliği ülkesi de Linux tabanlı işletim sistemleri ve özgür yazılım ürünlerini kullanmayı tercih etmeye başlamıştır. Bunlara ek olarak Çin, Hindistan, Brezilya gibi hızlı büyüyen ekonomilerde de Linux ve özgür yazılım temelli ürünler ilk tercih olarak yer almaktadır. Ayrıca IDABC (Interoperable Delivery of European eGovernment Services) adlı Avrupa Birliği’ne bağlı olarak çalışan ve direktifleri AB üyesi ülkeler tarafından uygulanan birimin birlikte çalışılabilirlik direktiflerine göre açık standartlara sahip olmayan yazılımların e-devlet uygulamalarında kullanılması sakıncalı bulunmuştur. DPT’nin 2005 yılının Temmuz ayında hazırlanan ve Başbakanlık genelgesiyle yayımlanan “Birlikte Çalışılabilirlik Rehberi”nde de özgür yazılım ürünleri (OpenOffice vb.) sunum standardı olarak onaylanmıştır.
Açık kaynak kodlu ürünlerin en büyük avantajı, bilinen farklı teknolojileri aynı an da desteklemesi ve seçeneklerin fazlalığı olarak söylenebilir. Bu durum hem son kullanıcıya hem de ürün geliştiricilere geniş bir rekabet ve seçenek yelpazesi sunmaktadır. Sözkonusu genelge sonrasında kamu kurum ve kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve diğer ilgili kurumların kullandıkları yazılımları lisanslamak adına çıkacakları ihale ve teknik şartnamelerde marka, platform ve teknoloji bağımlı şirket sayısını “bir tek” ürünü teklif eden farklı firmalar şekline çevirmemeye özen göstermeleri gerekmektedir. Tüm lisansların devlet kaynakları ile alınacağından bu durum yeterli rekabeti sağlamayacağından hem ilk yatırım maliyetini yükseltecektir hem de ileride üretilecek yazılımların ölçekleme ve/veya geliştirilmesi gerektiğinde çok daha büyük maliyetlerle karşı karşıya kalınmasına neden olacaktır. Kamu İhale Kurumunun ve tüm kamunun uymak zorunda olduğu yasaların da rekabetin engellenmesi konusundaki hassasiyeti malumunuzdur.
Görüldüğü gibi, “Lisanslı Yazılım Kullanılması” konulu genelge gereğince kamu kurum ve kuruluşların çıktıkları ve çıkacakları tüm ihalelerde lisanslar listesinde marka belirtmek, açık rekabete ve kamu yararına aykırı bir düzenleme olacaktır. Ve yine üzülerek görmekteyiz ki bu tutum tekelci bir yapılanmaya uygun bir ortam yaratmaktadır. Linux Kullanıcıları Derneği olarak herhangi bir ürünün korunup kollanmasını değil, marka bağımlı tekelleşmenin karşısında eşit fırsat ve rekabete uygun ihale uygulamalarının yapılmasını bekliyoruz. Ayrıca konu hakkında Rekabet Kurumu ve Kamu İhale Kurumunun uygulamalarını da gözönüne alarak gerekli işlemleri yapmaktan hiç çekinmeyeceğimizi tüm kamuoyumuza bildirmek isteriz.





[...] Basın açıklamasının tam metni için tıklayın. [...]