12 Nisan 2026, Türkiye’nin İnternet’le tanışmasının 33. yıldönümü. “İnternet Yaşamdır!” öğretisini sahiplenen örgütler olarak bu yıldönümünde de İnternet’in ülkemizdeki durumunu ve geleceğini değerlendirmek üzere kamuoyuna sesleniyoruz.
İnternet, yalnızca bir teknoloji ya da iletişim aracı değildir; eğitim, sağlık, ekonomi, kamu hizmetleri ve toplumsal katılımın vazgeçilmez temeli, çağdaş yaşamın ayrılmaz parçasıdır. Ne yazık ki bu özgürleştirici ve dönüştürücü gücün ülkemizde baskı, sansür ve yetersiz altyapı engelleriyle karşı karşıya olduğu bir dönemi daha yaşıyoruz.
Son bir yılda yaşanan gelişmeler, dijital haklarımızın korunması ve İnternet’in potansiyelinin tam olarak kullanılabilmesi için ivedi adımlar atılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
SANSÜR VE ERİŞİM ENGELLERİ (2025-2026)
Geride bıraktığımız 2025-2026 dönemi, Türkiye’de dijital ifade özgürlüğü açısından karanlık bir yıl olarak kayda geçmiştir. Kullanıcılar, İnternet’in sunduğu bilgiye erişim ve ifade özgürlüğü haklarını kullanırken sürekli engellemelerle karşılaşmıştır. Bu engellemeler, hem yasal düzenlemeler hem de yasal dayanağı olmayan uygulamalar aracılığıyla sistematik bir hal almıştır.
2025 yılı boyunca Türkiye’deki İnternet kullanıcıları, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından uygulanan bant daraltma yöntemleri nedeniyle toplam 63 saat boyunca sosyal medya platformlarına erişememiş; sosyal medya âdeta “fiilen” kapatılmıştır. Bu kısıtlamalar, genellikle toplumsal infial yaratan olayların veya siyasi gelişmelerin ardından devreye sokularak kamuoyunun gerçek zamanlı bilgiye ulaşması engellenmiş, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkı askıya alınmıştır. Dijital alan üzerindeki kontrolün ne denli ileri gidebildiğini gösteren bu uygulamalar nedeniyle yurttaşlar olup biteni öğrenmekten alıkonulmuş; bu durum, VPN kullanımında rekor artışlara ve yurttaşların sansürü aşma çabalarına yol açmıştır.
Bu dönemdeki en somut ve dikkat çekici örneklerden biri 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla eşzamanlı olarak yaşanan bant daraltma uygulamasıdır. NetBlocks tarafından da doğrulanan bu kesintiler, X (eski adıyla Twitter), YouTube, Instagram ve TikTok gibi popüler sosyal medya platformlarını 42 saat boyunca etkilemiştir. Ayrıca, Temmuz 2024’te Kayseri’deki mülteci karşıtı protestolar sırasında İnternet erişiminin bir hafta boyunca bant daraltma yöntemiyle kısıtlandığı da belleklerimizde iz bırakmıştır. Bu olaylar, siyasi ve toplumsal gelişmelerin İnternet erişimine doğrudan müdahale aracı olarak kullanıldığının en açık göstergesidir.
FreeWebTurkey’nin 2025 İnternet Sansürü Raporu’na göre, yılın ilk yedi ayında toplam 1.306 içerik ve 3.330 URL erişime engellenmiştir. Bu engellemelerin en yaygın gerekçesi, %38’lik oranla 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesi uyarınca “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” olmuştur. Raporda, Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılında iptal ettiği 5651 sayılı kanunun 9. maddesi (kişilik hakları ihlali) yerine, bu muğlak ve geniş yorumlanmaya açık 8/A maddesinin ikame edildiği gözlemlenmiştir. Bu durum, yargı kararlarının etrafından dolanılarak sansür mekanizmasının hukuksal kılıf değiştirdiğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca, 2024 yılında erişime engellenen Discord ve Wattpad gibi genç kullanıcılar arasında popüler olan platformlar, 2025 yılı boyunca da kapalı kalmıştır. Bu tür platform bazlı yasaklar, özellikle genç kuşaklarda devlete karşı derin bir yabancılaşma ve “dijital klostrofobi” duygusu yaratmıştır.
İfade Özgürlüğü Derneği raporlarına göre küresel sosyal medya platformları, kullanıcı haklarını savunmak yerine yargısal ve çoğu zaman otoriter nitelik taşıyan idari taleplere uyum sağlama refleksi göstermektedir. Bu durum giderek bir “dijital itaat rejimi”ne dönüşürken, yayımlanan şeffaflık raporları da yalnızca bir “şeffaflık yanılsaması” üretmektedir.
Yasal düzenlemeler cephesinde ise Mart 2025’te kabul edilen 7545 sayılı Siber Güvenlik Yasası, çevrimiçi ifade özgürlüğünü ve mahremiyeti kısıtlama araçlarının en yenisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yasa, yetkililere mahkeme kararıyla Türkiye’de barındırılan her türlü veriye geniş erişim hakkı tanımakta ve çevrimiçi veri sızıntıları hakkında “yanlış bilgi” yaymanın beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu düzenleme, kullanıcılar üzerinde ciddi bir otosansür baskısı yaratmaktadır.
Adalet Bakanı, 3 Nisan 2026’da sosyal medya hesaplarına ilişkin yeni bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını, bu düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte üç aylık geçiş sürecinin ardından sosyal ağların yalnızca kimlik doğrulaması ve eşleştirmesiyle kullanılabileceğini, anonim hesapların kapatılacağını belirtirken platformların bu koşulları kabul ettiğini, bu konuda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştır. Bir süredir çeşitli odaklarca kamuoyunda sıkça gündeme taşınan bu uygulama, yine kullanıcılar için yeni bir gözetim ve sansür mekanizması olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de 2024 sonu ve 2025 başındaki kararlarında Türkiye’deki dijital ifade özgürlüğü ihlallerine dikkat çekmiştir. Örneğin “Binali Erdoğan v. Türkiye” başlıklı davada AİHM, sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen hapis cezalarının ve kamu görevinden çıkarmaların ifade özgürlüğü ihlali olduğunu teyit etmiştir. AİHM’nin geçmiş kararlarında da belirttiği üzere, İnternet içeriğine erişimin engellenmesi ve sosyal medya platformlarına yönelik geniş kapsamlı yasaklar, bilgiye erişim hakkını ihlal etmekte ve orantısız müdahale oluşturmaktadır. Bu kararlar, Türkiye’nin İnternet sansürü ve gazetecilere yönelik yargısal taciz konusunda sistematik bir ihlalci olduğunu uluslararası düzeyde tescillemektedir.
İnternet’in kişilerin iletişiminden toplumsal gelişime katılımına, suç ve suça teşvik konusu paylaşımlar hariç olmak üzere, özgürlüklerin ve katılımcı demokrasinin genişletilmesine kadar pek çok olumlu kullanımı, sansür ve baskıcı yöntemlerle engellenmektedir. Temsili demokrasinin sınırlarının kaldırılması ana hedef olmalıyken mevcut yetersiz demokrasi anlayışına bile tahammül edilememesini anlamak mümkün değildir.
ALTYAPI VE EKONOMİK ENGELLER
İnternet erişimi, çağımızda en temel insan hakkı olarak kabul edilmesine karşın Türkiye’de altyapı yetersizlikleri ve ekonomik kısıtlar, bu hakkın tam olarak kullanılması önünde ciddi engeller oluşturmaktadır.
Türkiye’de İnternet artık yalnızca kısıtlı değil, aynı zamanda bilinçli biçimde ihmal edilmiş bir altyapının kurbanıdır. Yetersiz yatırımlar, düşük hızlar ve çok yüksek fiyatlar milyonlarca insanı nitelikli İnternet erişiminden yoksun bırakmaktadır. Tüm bunlar, sayısal uçurumu derinleştiren, dijital eşitsizliği artıran yapısal bir soruna işaret etmektedir.
TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın (BMO) Şubat 2025’teki açıklamasına göre, Türkiye’nin İnternet hızı dünya ortalamasının çok altında seyretmektedir. Mobil İnternet hızı 49,76 Mbps iken, sabit İnternet hızı sadece 48 Mbps olarak ölçülmüştür. Bu verilerle Türkiye, sabit İnternet hızında dünya sıralamasında 102. sırada yer alarak dünya ortalamasının %50 altında kalmaktadır. Bu durum, gerekli altyapı yatırımlarının zamanında yapılmamasının doğrudan bir sonucudur ve Türk Telekom üzerindeki denetim eksikliğiyle ilişkilendirilmektedir.
Fiber optik altyapı, İnternet erişiminin temelini oluşturmaktadır. Türkiye’de fiber altyapı uzunluğu BTK 2024 Faaliyet Raporuna göre 605 bin km’ye ulaşmış olsa da benzer nüfuslu ve coğrafi büyüklüğe sahip Fransa’daki 11 milyon km’lik fiber altyapıyla karşılaştırıldığında bu uzunluğun ne denli yetersiz olduğu açıkça görülmektedir. Bizler, kentsel dönüşüm projeleriyle bütünleşik olarak “her eve fiber optik kablo çekme” zorunluluğu getiren yasal düzenlemelerin gereğince uygulanması ve denetlenmesini; özellikle kırsal bölgelerde geniş bant İnternet projelerinin, afetlere direnci de göz önünde bulundurarak ivedilikle başlatılmasını istiyoruz.
Yönetimi ve hisseleri tümüyle kamuya ait olan Varlık Fonu’na devredilen Türk Telekom’un 2025 yılının üçüncü çeyreğinde elde ettiği 59 milyar liralık gelirin yaklaşık yüzde 45’inin brüt kâr olduğu göz önüne alındığında, altyapı yatırımlarının eksikliğinin maddi sorunlara bağlı olmadığı görülmektedir.
Altyapı sorunlarının yanı sıra iletişim hizmetlerine erişimin ekonomik yükü de vatandaşlar üzerinde giderek artmaktadır. GSM ve İnternet faturalarında %50 ile %100 arasında çok yüksek artışlar yaşanmış, bu durum ekonomik zorluklar içindeki geniş toplum kesimleri için ek bir yük oluşturmuştur. Ayrıca, 1999 Marmara Depremi sonrası yürürlüğe konan ve kalıcı hale gelen Özel İletişim Vergisi, 2025 yılında hat başına aylık 47,91 TL olarak yansıtılmaya başlanmıştır. İnternet hizmetlerinde, kanunen temel gereksinim olarak belirtilmesine karşın %20 oranında uygulanan Katma Değer Vergisi ve %10’a çıkarılan Özel İletişim Vergisi ile birlikte İnternet faturalarının yaklaşık dörtte birini vergiler oluşturmaktadır.
Haberleşme özgürlüğü anayasal bir hak olmasına rağmen bu hakkın kullanımı üzerinden alınan yüksek vergiler, mağduriyet yaratmakta ve İnternet erişimini lüks haline getirmektedir.
DİJİTAL AKTİVİZM VE UMUT
Tüm bu baskı ve engellemelere karşın İnternet’in toplumsal örgütlenme ve hak arama mücadelesindeki gücü, geride bıraktığımız yılda da kendini göstermiştir. Dijital platformlar, yurttaşların seslerini duyurduğu, haksızlıklara karşı birleştiği ve hatta ekonomik sonuçlar doğuran eylemler organize ettiği bir ortam olmaya devam etmiştir.
Bu dönemin en çarpıcı örneklerinden biri, 2 Nisan 2025’te sosyal medya üzerinden organize edilen ekonomik boykottur. Hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında ezilen kitleler, dijital platformlar aracılığıyla genel bir tüketim grevi gerçekleştirmiştir. Toplum Çalışmaları Enstitüsü verilerine göre bu boykot Türkiye genelinde tüketim talebinde %26’lık bir düşüşe neden olarak dijital örgütlenmenin ekonomik sisteme doğrudan, ölçülebilir ve sarsıcı bir darbe vurabileceğini kanıtlamıştır. Bu eylem, İnternet’in bir “deşarj alanı” değil, somut sonuçlar üretebilen güçlü bir aktivizm platformu olduğunu göstermiştir.
SONUÇ VE ÇAĞRI
Türkiye’de İnternet’in 33. yılına girerken, değerli hocamız Mustafa Akgül’ün “İnternet Yaşamdır!” vizyonunu bir kez daha sahipleniyor ve İnternet’in sadece bir teknoloji değil, bireysel özgürlüklerin, toplumsal gelişimin ve demokratik katılımın vazgeçilmez ortamı olduğunu vurguluyoruz. Ancak yalnızca son bir yılda yaşananlar bile bu yaşam alanının baskı, sansür ve yetersiz altyapı tehdidi altında olduğunu göstermektedir. AİHM kararları, bu tehdidin uluslararası düzeyde de tescillendiğini ortaya koymaktadır.
Bizler, tüm kamuoyunu ve karar alıcıları, uluslararası düzenlemelerde yer alan ilkelere bağlı kalmaya çağırıyoruz. Bu ilkeler ışığında:
- Sansürsüz ve Erişilebilir İnternet: 5651 sayılı kanunun ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddelerinin ve Mart 2025’te yürürlüğe giren 7545 sayılı Siber Güvenlik Yasası’nın dijital hakları ihlal eden hükümlerinin kaldırılmasını, keyfi erişim engellemelerine ve bant daraltma uygulamalarına son verilmesini istiyoruz. AİHM’nin sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen cezaları “ifade özgürlüğü ihlali” sayan kararlarının ulusal yargı tarafından da esas alınması gerektiğini vurguluyoruz.
- Hızlı ve Kaliteli Altyapı: Türkiye’nin İnternet hızında dünya standartlarını yakalaması için acil altyapı yatırımlarının ivedilikle yapılmasını, her eve fiber İnternet erişiminin sağlanmasını ve kırsal bölgelerdeki sayısal uçurumun kapatılmasını istiyoruz.
- Ekonomik ve Adil Erişim: İletişim hizmetlerindeki zamların durdurulmasını, “Özel İletişim Vergisi” veya benzeri adlarla uygulanan ek yüklerin kaldırılmasını, İnternet erişimin herkes için kolaylıkla karşılanabilir düzeyde ve ucuz olmasını istiyoruz.
- Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Sosyal medya platformlarının içerik kaldırma ve erişim engelleme kararlarında tam şeffaflık sağlamasını, kamu otoriteleri ile platformlar arasındaki ilişkilerin denetlenebilir olması gerektiğini savunuyoruz.
- Dijital Hakların Korunması: Dijital gözetim uygulamalarına son verilmesini, Kişisel Verilerin Korunması Kanununun etkin biçimde uygulanmasını ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin algoritmik önyargılardan arındırılarak insan haklarına saygılı, insan onurunu temel alan şekilde geliştirilmesini istiyoruz.
İnternet’e erişimin temel bir hak olduğunu, sansürün (erişim engeli, sözcük yasakları, merkezi filtreleme) hak ihlali olduğunu ve ağ tarafsızlığının korunması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Toplumun dijital haklar mücadelesindeki kararlı tutumunu sürdürdüğünü, İnternet’in demokratikleşme yolundaki katkısının vazgeçilemez olduğunu ve doğru stratejilerle önemli değişimler yaratabileceğini vurguluyoruz.
İnternet, lüks değil, yaşamsal önemde bir haktır. Bu hakkın korunması ve geliştirilmesi, demokratik toplumun ve bilgi çağının gereğidir. Sansürsüz, hızlı, ucuz ve özgür bir İnternet için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
İnternet Yaşamdır!
- Dernekler
- Alternatif Bilişim Derneği
- İnternet Derneği (ISOC-TR)
- İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD)
- Linux Kullanıcıları Derneği (LKD)
- Özgür Yazılım Derneği
- Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD)
- Meslek Odaları
- TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO)
- TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)
Son güncelleme 13 Nisan 2026
