Kategoriler
Bildirgeler

Gelecek Kuşaklar, İnternet ve Teknolojiyi Yasaklayarak Yetiştirilemez!

24 Nisan 2026’da Alternatif Bilişim Derneği, Linux Kullanıcıları Derneği, Özgür Yazılım Derneği, Pardus Kullanıcıları Derneği ile meslek odaları olarak da TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası ile Elektrik Mühendisleri Odası tarafından imzalanan sosyal medya platformlarına erişimde e-Devlet Kapısı üzerinden kimlik (yaş) doğrulamasını zorunlu kılan düzenlemeye ilişkin ortak açıklama aşağıdaki gibidir.

15 Yaş Altına Sosyal Medya Kısıtlaması Getiren Yasal Düzenleme Üzerine Açıklama

15 yaş altındaki çocukları zararlı içerikten ve siber zorbalıktan koruma gerekçesiyle gündeme getirilen, sosyal medya platformlarına erişimde e-Devlet Kapısı üzerinden kimlik (yaş) doğrulamasını zorunlu kılan yasal düzenleme önerisi 22 Nisan 2026’nın son dakikalarında TBMM’de kabul edildi. 

5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”da değişiklikler yapılmasını gerektiren düzenleme, çocukların korunması amacıyla gerekçelendirilse de yalnızca çocuk hakları, özgürlükler ve teknolojinin sınırlandırılması açısından değil, sosyal ağlardaki anonimliğe, yurttaşların ifade özgürlüğü, bilgi ve haber alma haklarına etkileri bakımından da ciddi kaygılara yol açmaktadır.

Sosyal ağlara erişimde e-Devlet Kapısı üzerinden kimlik doğrulamanın özellikle güvenlik açığı oluşturmak başta gelmek üzere teknik riskleri olsa da burada asıl irdelenmesi gereken “yasaklamaları tek çözüm gören” anlayıştır. Tarih, mutlak yasakların bireyleri korumadığının, tersine çok daha ağır olumsuzluklara neden olduğunun sayısız örneğiyle doludur.

Çocukları zararlı içeriklerden koruma gerekçesiyle sunulan düzenleme, risk yönetimi ilkeleriyle de bağdaşmamaktadır. Çocukları boğulma riskinden korumak için denize girmelerini, trafik kazası riskine karşı araca binmelerini ya da düşüp sakatlanma olasılığına karşı spor yapmalarını yasaklamak nasıl akıldışı ise dijital dünyanın risklerini mutlak yasaklarla yönetmeye çalışmak da o derece işlevsizdir. Aşırı korumacılığın sınırı nerede çizilecektir? Çocuklar kötü içerik görebilir diye sosyal medya yasaklanırsa, kötü arkadaşlar edinebilir diye sokağa çıkmaları da yasaklanmalı ya da kısıtlanmalı mıdır?

Riskleri yönetemeyenler, tek çözümün yasaklama olduğunu topluma dikte etmeye çalışmaktadır. Oysa sorun teknolojinin kendisinde değil, kullanım biçimi ve denetim mekanizmalarındaki eksikliktedir.  Toplumun tümünün dijital gözetim ve sansürle baskı altında tutulmasına yol açan düzenlemeler, bireysel ve ortak yaratıcılığı, kişisel gelişimi, bilgi üretimi ve paylaşımını engellerken güven duygusunu da örselemektedir. Böyle sürerse sorunu teknolojide gören zihniyetin, kendi yetersizliğini örtmek için toplumun önüne “siber zorbalığı önlemek” gerekçesiyle İnternet’in tümüyle kapatılmasını da çözüm olarak getireceği günlerin uzak olmadığı kanısındayız.

Çocuklarımıza dijital dünyaya uyum sağlamalarını, geleceğin mesleklerine hazırlanmalarını önerirken diğer yandan dünyanın en yaygın araçlarına erişimlerini yasaklamak büyük çelişkidir. Dünyadan yalıtılan kuşaklar, geleceğin küresel ortamında savunmasız kalacaktır. Mutlak yasakların ördüğü duvarların arkasına saklanmak yerine, çocuklarımıza bu dijital denizde fırtınalardan korunmayı öğretecek pusulayı vermeliyiz: Dijital Okuryazarlık. Çözüm, çocuklara siber zorbalığı tanımayı, dezenformasyonu ayırt etmeyi ve dijital ayak izinin önemini kavramayı öğretmektir. Eğitim programları ve anne-babaları birer “yasakçı” değil de “kılavuz” yapacak bilinçlendirme çalışmaları, yasakların yaratacağı gizli kullanım riskinden çok daha güvenli bir ortam oluşturur. Çocuklarımıza dijital dünyada hayatta kalma becerisi kazandırmak, gerçek korumacılığın ta kendisidir. Çocuk, dünyayı yasaklayarak değil düşünerek, sorgulayarak, dünyayı tanıyarak ve tehlikelerle başa çıkabilecek şekilde donatılarak yetiştirilir.

“Yasakçı” yaklaşımlar, toplumu dijital çağın sunduğu olanaklardan ve deneyimlerden yoksun bırakma tehlikesi taşımaktadır. Tarih göstermiştir ki olumsuzluklardan korunma, gelişimi engelleyerek değil, gelişimle başa çıkabilecek bireyler yetiştirerek sağlanır. Yasa yapıcıları ve karar vericileri engelleyici anlayıştan vazgeçmeye; konu uzmanlarıyla, bu konularda çalışmalar yürüten örgütlerle ve meslek odalarıyla işbirliği yaparak çağın gerektirdiği düzenlemeleri yaşama geçirmeye çağırıyoruz.

DerneklerMeslek Odaları
Alternatif Bilişim DerneğiTMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO)
Linux Kullanıcıları Derneği (LKD)TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)
Özgür Yazılım Derneği (ÖYD)
Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD)
Kategoriler
Bildirgeler

Türkiye’de İnternetin 33. Yılı Basın Açıklaması: İnternet Yaşamdır!

12 Nisan 2026, Türkiye’nin İnternet’le tanışmasının 33. yıldönümü. “İnternet Yaşamdır!” öğretisini sahiplenen örgütler olarak bu yıldönümünde de İnternet’in ülkemizdeki durumunu ve geleceğini değerlendirmek üzere kamuoyuna sesleniyoruz.

İnternet, yalnızca bir teknoloji ya da iletişim aracı değildir; eğitim, sağlık, ekonomi, kamu hizmetleri ve toplumsal katılımın vazgeçilmez temeli, çağdaş yaşamın ayrılmaz parçasıdır. Ne yazık ki bu özgürleştirici ve dönüştürücü gücün ülkemizde baskı, sansür ve yetersiz altyapı engelleriyle karşı karşıya olduğu bir dönemi daha yaşıyoruz.

Son bir yılda yaşanan gelişmeler, dijital haklarımızın korunması ve İnternet’in potansiyelinin tam olarak kullanılabilmesi için ivedi adımlar atılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

SANSÜR VE ERİŞİM ENGELLERİ (2025-2026)

Geride bıraktığımız 2025-2026 dönemi, Türkiye’de dijital ifade özgürlüğü açısından karanlık bir yıl olarak kayda geçmiştir. Kullanıcılar, İnternet’in sunduğu bilgiye erişim ve ifade özgürlüğü haklarını kullanırken sürekli engellemelerle karşılaşmıştır. Bu engellemeler, hem yasal düzenlemeler hem de yasal dayanağı olmayan uygulamalar aracılığıyla sistematik bir hal almıştır.

2025 yılı boyunca Türkiye’deki İnternet kullanıcıları, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından uygulanan bant daraltma yöntemleri nedeniyle toplam 63 saat boyunca sosyal medya platformlarına erişememiş; sosyal medya âdeta “fiilen” kapatılmıştır. Bu kısıtlamalar, genellikle toplumsal infial yaratan olayların veya siyasi gelişmelerin ardından devreye sokularak kamuoyunun gerçek zamanlı bilgiye ulaşması engellenmiş, halkın haber alma ve bilgi edinme hakkı askıya alınmıştır. Dijital alan üzerindeki kontrolün ne denli ileri gidebildiğini gösteren bu uygulamalar nedeniyle yurttaşlar olup biteni öğrenmekten alıkonulmuş; bu durum, VPN kullanımında rekor artışlara ve yurttaşların sansürü aşma çabalarına yol açmıştır.

Bu dönemdeki en somut ve dikkat çekici örneklerden biri 19 Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyon ve Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla eşzamanlı olarak yaşanan bant daraltma uygulamasıdır. NetBlocks tarafından da doğrulanan bu kesintiler, X (eski adıyla Twitter), YouTube, Instagram ve TikTok gibi popüler sosyal medya platformlarını 42 saat boyunca etkilemiştir. Ayrıca, Temmuz 2024’te Kayseri’deki mülteci karşıtı protestolar sırasında İnternet erişiminin bir hafta boyunca bant daraltma yöntemiyle kısıtlandığı da belleklerimizde iz bırakmıştır. Bu olaylar, siyasi ve toplumsal gelişmelerin İnternet erişimine doğrudan müdahale aracı olarak kullanıldığının en açık göstergesidir.

FreeWebTurkey’nin 2025 İnternet Sansürü Raporu’na göre, yılın ilk yedi ayında toplam 1.306 içerik ve 3.330 URL erişime engellenmiştir. Bu engellemelerin en yaygın gerekçesi, %38’lik oranla 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un 8/A maddesi uyarınca “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” olmuştur. Raporda, Anayasa Mahkemesi’nin 2023 yılında iptal ettiği 5651 sayılı kanunun 9. maddesi (kişilik hakları ihlali) yerine, bu muğlak ve geniş yorumlanmaya açık 8/A maddesinin ikame edildiği gözlemlenmiştir. Bu durum, yargı kararlarının etrafından dolanılarak sansür mekanizmasının hukuksal kılıf değiştirdiğini ortaya koymaktadır.

Ayrıca, 2024 yılında erişime engellenen Discord ve Wattpad gibi genç kullanıcılar arasında popüler olan platformlar, 2025 yılı boyunca da kapalı kalmıştır. Bu tür platform bazlı yasaklar, özellikle genç kuşaklarda devlete karşı derin bir yabancılaşma ve “dijital klostrofobi” duygusu yaratmıştır.

İfade Özgürlüğü Derneği raporlarına göre küresel sosyal medya platformları, kullanıcı haklarını savunmak yerine yargısal ve çoğu zaman otoriter nitelik taşıyan idari taleplere uyum sağlama refleksi göstermektedir. Bu durum giderek bir “dijital itaat rejimi”ne dönüşürken, yayımlanan şeffaflık raporları da yalnızca bir “şeffaflık yanılsaması” üretmektedir.

Yasal düzenlemeler cephesinde ise Mart 2025’te kabul edilen 7545 sayılı Siber Güvenlik Yasası, çevrimiçi ifade özgürlüğünü ve mahremiyeti kısıtlama araçlarının en yenisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yasa, yetkililere mahkeme kararıyla Türkiye’de barındırılan her türlü veriye geniş erişim hakkı tanımakta ve çevrimiçi veri sızıntıları hakkında “yanlış bilgi” yaymanın beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu düzenleme, kullanıcılar üzerinde ciddi bir otosansür baskısı yaratmaktadır.

Adalet Bakanı, 3 Nisan 2026’da sosyal medya hesaplarına ilişkin yeni bir düzenleme üzerinde çalıştıklarını, bu düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte üç aylık geçiş sürecinin ardından sosyal ağların yalnızca kimlik doğrulaması ve eşleştirmesiyle kullanılabileceğini, anonim hesapların kapatılacağını belirtirken platformların bu koşulları kabul ettiğini, bu konuda anlaşmaya vardıklarını açıklamıştır. Bir süredir çeşitli odaklarca kamuoyunda sıkça gündeme taşınan bu uygulama, yine kullanıcılar için yeni bir gözetim ve sansür mekanizması olacaktır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de 2024 sonu ve 2025 başındaki kararlarında Türkiye’deki dijital ifade özgürlüğü ihlallerine dikkat çekmiştir. Örneğin “Binali Erdoğan v. Türkiye” başlıklı davada AİHM, sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen hapis cezalarının ve kamu görevinden çıkarmaların ifade özgürlüğü ihlali olduğunu teyit etmiştir. AİHM’nin geçmiş kararlarında da belirttiği üzere, İnternet içeriğine erişimin engellenmesi ve sosyal medya platformlarına yönelik geniş kapsamlı yasaklar, bilgiye erişim hakkını ihlal etmekte ve orantısız müdahale oluşturmaktadır. Bu kararlar, Türkiye’nin İnternet sansürü ve gazetecilere yönelik yargısal taciz konusunda sistematik bir ihlalci olduğunu uluslararası düzeyde tescillemektedir.

İnternet’in kişilerin iletişiminden toplumsal gelişime katılımına, suç ve suça teşvik konusu paylaşımlar hariç olmak üzere, özgürlüklerin ve katılımcı demokrasinin genişletilmesine kadar pek çok olumlu kullanımı, sansür ve baskıcı yöntemlerle engellenmektedir. Temsili demokrasinin sınırlarının kaldırılması ana hedef olmalıyken mevcut yetersiz demokrasi anlayışına bile tahammül edilememesini anlamak mümkün değildir.

ALTYAPI VE EKONOMİK ENGELLER

İnternet erişimi, çağımızda en temel insan hakkı olarak kabul edilmesine karşın Türkiye’de altyapı yetersizlikleri ve ekonomik kısıtlar, bu hakkın tam olarak kullanılması önünde ciddi engeller oluşturmaktadır.

Türkiye’de İnternet artık yalnızca kısıtlı değil, aynı zamanda bilinçli biçimde ihmal edilmiş bir altyapının kurbanıdır. Yetersiz yatırımlar, düşük hızlar ve çok yüksek fiyatlar milyonlarca insanı nitelikli İnternet erişiminden yoksun bırakmaktadır. Tüm bunlar, sayısal uçurumu derinleştiren, dijital eşitsizliği artıran yapısal bir soruna işaret etmektedir.

TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın (BMO) Şubat 2025’teki açıklamasına göre, Türkiye’nin İnternet hızı dünya ortalamasının çok altında seyretmektedir. Mobil İnternet hızı 49,76 Mbps iken, sabit İnternet hızı sadece 48 Mbps olarak ölçülmüştür. Bu verilerle Türkiye, sabit İnternet hızında dünya sıralamasında 102. sırada yer alarak dünya ortalamasının %50 altında kalmaktadır. Bu durum, gerekli altyapı yatırımlarının zamanında yapılmamasının doğrudan bir sonucudur ve Türk Telekom üzerindeki denetim eksikliğiyle ilişkilendirilmektedir.

Fiber optik altyapı, İnternet erişiminin temelini oluşturmaktadır. Türkiye’de fiber altyapı uzunluğu BTK 2024 Faaliyet Raporuna göre 605 bin km’ye ulaşmış olsa da benzer nüfuslu ve coğrafi büyüklüğe sahip Fransa’daki 11 milyon km’lik fiber altyapıyla karşılaştırıldığında bu uzunluğun ne denli yetersiz olduğu açıkça görülmektedir. Bizler, kentsel dönüşüm projeleriyle bütünleşik olarak “her eve fiber optik kablo çekme” zorunluluğu getiren yasal düzenlemelerin gereğince uygulanması ve denetlenmesini; özellikle kırsal bölgelerde geniş bant İnternet projelerinin, afetlere direnci de göz önünde bulundurarak ivedilikle başlatılmasını istiyoruz.

Yönetimi ve hisseleri tümüyle kamuya ait olan Varlık Fonu’na devredilen Türk Telekom’un 2025 yılının üçüncü çeyreğinde elde ettiği 59 milyar liralık gelirin yaklaşık yüzde 45’inin brüt kâr olduğu göz önüne alındığında, altyapı yatırımlarının eksikliğinin maddi sorunlara bağlı olmadığı görülmektedir.

Altyapı sorunlarının yanı sıra iletişim hizmetlerine erişimin ekonomik yükü de vatandaşlar üzerinde giderek artmaktadır. GSM ve İnternet faturalarında %50 ile %100 arasında çok yüksek artışlar yaşanmış, bu durum ekonomik zorluklar içindeki geniş toplum kesimleri için ek bir yük oluşturmuştur. Ayrıca, 1999 Marmara Depremi sonrası yürürlüğe konan ve kalıcı hale gelen Özel İletişim Vergisi, 2025 yılında hat başına aylık 47,91 TL olarak yansıtılmaya başlanmıştır. İnternet hizmetlerinde, kanunen temel gereksinim olarak belirtilmesine karşın %20 oranında uygulanan Katma Değer Vergisi ve %10’a çıkarılan Özel İletişim Vergisi ile birlikte İnternet faturalarının yaklaşık dörtte birini vergiler oluşturmaktadır.

Haberleşme özgürlüğü anayasal bir hak olmasına rağmen bu hakkın kullanımı üzerinden alınan yüksek vergiler, mağduriyet yaratmakta ve İnternet erişimini lüks haline getirmektedir.

DİJİTAL AKTİVİZM VE UMUT

Tüm bu baskı ve engellemelere karşın İnternet’in toplumsal örgütlenme ve hak arama mücadelesindeki gücü, geride bıraktığımız yılda da kendini göstermiştir. Dijital platformlar, yurttaşların seslerini duyurduğu, haksızlıklara karşı birleştiği ve hatta ekonomik sonuçlar doğuran eylemler organize ettiği bir ortam olmaya devam etmiştir.

Bu dönemin en çarpıcı örneklerinden biri, 2 Nisan 2025’te sosyal medya üzerinden organize edilen ekonomik boykottur. Hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında ezilen kitleler, dijital platformlar aracılığıyla genel bir tüketim grevi gerçekleştirmiştir. Toplum Çalışmaları Enstitüsü verilerine göre bu boykot Türkiye genelinde tüketim talebinde %26’lık bir düşüşe neden olarak dijital örgütlenmenin ekonomik sisteme doğrudan, ölçülebilir ve sarsıcı bir darbe vurabileceğini kanıtlamıştır. Bu eylem, İnternet’in bir “deşarj alanı” değil, somut sonuçlar üretebilen güçlü bir aktivizm platformu olduğunu göstermiştir.

SONUÇ VE ÇAĞRI

Türkiye’de İnternet’in 33. yılına girerken, değerli hocamız Mustafa Akgül’ün “İnternet Yaşamdır!” vizyonunu bir kez daha sahipleniyor ve İnternet’in sadece bir teknoloji değil, bireysel özgürlüklerin, toplumsal gelişimin ve demokratik katılımın vazgeçilmez ortamı olduğunu vurguluyoruz. Ancak yalnızca son bir yılda yaşananlar bile bu yaşam alanının baskı, sansür ve yetersiz altyapı tehdidi altında olduğunu göstermektedir. AİHM kararları, bu tehdidin uluslararası düzeyde de tescillendiğini ortaya koymaktadır.

Bizler, tüm kamuoyunu ve karar alıcıları, uluslararası düzenlemelerde yer alan ilkelere bağlı kalmaya çağırıyoruz. Bu ilkeler ışığında:

  • Sansürsüz ve Erişilebilir İnternet: 5651 sayılı kanunun ifade özgürlüğünü kısıtlayan maddelerinin ve Mart 2025’te yürürlüğe giren 7545 sayılı Siber Güvenlik Yasası’nın dijital hakları ihlal eden hükümlerinin kaldırılmasını, keyfi erişim engellemelerine ve bant daraltma uygulamalarına son verilmesini istiyoruz. AİHM’nin sosyal medya paylaşımları nedeniyle verilen cezaları “ifade özgürlüğü ihlali” sayan kararlarının ulusal yargı tarafından da esas alınması gerektiğini vurguluyoruz.
  • Hızlı ve Kaliteli Altyapı: Türkiye’nin İnternet hızında dünya standartlarını yakalaması için acil altyapı yatırımlarının ivedilikle yapılmasını, her eve fiber İnternet erişiminin sağlanmasını ve kırsal bölgelerdeki sayısal uçurumun kapatılmasını istiyoruz.
  • Ekonomik ve Adil Erişim: İletişim hizmetlerindeki zamların durdurulmasını, “Özel İletişim Vergisi” veya benzeri adlarla uygulanan ek yüklerin kaldırılmasını, İnternet erişimin herkes için kolaylıkla karşılanabilir düzeyde ve ucuz olmasını istiyoruz.
  • Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Sosyal medya platformlarının içerik kaldırma ve erişim engelleme kararlarında tam şeffaflık sağlamasını, kamu otoriteleri ile platformlar arasındaki ilişkilerin denetlenebilir olması gerektiğini savunuyoruz.
  • Dijital Hakların Korunması: Dijital gözetim uygulamalarına son verilmesini, Kişisel Verilerin Korunması Kanununun etkin biçimde uygulanmasını ve yapay zekâ gibi yeni teknolojilerin algoritmik önyargılardan arındırılarak insan haklarına saygılı, insan onurunu temel alan şekilde geliştirilmesini istiyoruz.

İnternet’e erişimin temel bir hak olduğunu, sansürün (erişim engeli, sözcük yasakları, merkezi filtreleme) hak ihlali olduğunu ve ağ tarafsızlığının korunması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.

Toplumun dijital haklar mücadelesindeki kararlı tutumunu sürdürdüğünü, İnternet’in demokratikleşme yolundaki katkısının vazgeçilemez olduğunu ve doğru stratejilerle önemli değişimler yaratabileceğini vurguluyoruz.

İnternet, lüks değil, yaşamsal önemde bir haktır. Bu hakkın korunması ve geliştirilmesi, demokratik toplumun ve bilgi çağının gereğidir. Sansürsüz, hızlı, ucuz ve özgür bir İnternet için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İnternet Yaşamdır!

  • Dernekler
  • Alternatif Bilişim Derneği  
  • İnternet Derneği (ISOC-TR)   
  • İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD)
  • Linux Kullanıcıları Derneği (LKD)
  • Özgür Yazılım Derneği
  • Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD)
  • Meslek Odaları
  • TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO)
  • TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)
Kategoriler
Bildirgeler Haberler

İnternet Kullanıcı Hakları Bildirgesi

12 Nisan Türkiye’de İnternet’in genel kullanıma açılışı olması nedeniyle İnternet’in yaş günü olarak kabul edilmektedir.

Bu yıl, Türkiye’de İnternet’in 32. yılı.

2012 yılında başta Mustafa Akgül hocamızın emekleri ve bazı STK’ların da desteği ile İnternet Kullanıcı Hakları Bildirgesi yayımlanmıştı. Geçtiğimiz süre içinde bu bildirge güncelliğini korumaya devam etti. Bugün bildirgeyi kez daha ve mümkünse hep birlikte toplumla paylaşmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz.


  1. İnternet‘e erişim temel bir haktır.
  2. Devlet gerekli yasal düzenlemeler ve icra organlarıyla bu hakkı güvence altına almakla yükümlüdür.
  3. İnternet‘e erişim için gerekli olan altyapı teknolojilerinden, mümkünse ücretsiz ya da olabilecek en az bedeller karşılığında faydalanabilmek herkesin hakkıdır.
  4. Ulusal/fiziki sınırların olmadığı, evrensel bir ortam olan internette kullanıcılar, hiçbir sınıfsal, ulusal, kültürel, cinsel, dinsel vb. ayrımlar gözetilmeksizin eşittirler.
  5. İnternet‘in etkin biçimde kullanılabilmesi için gerekli güncel bilgileri temel eğitim sisteminin bir parçası haline getirmek bir kamu sorumluluğudur.
  6. İnternet için kurulan altyapılar şeffaf olmalıdır. Bu sistemler için kullanılan donanımsal ve yazılımsal teknolojiler ile bu yapıları kuran veya işleten, özel veya kamusal kuruluşlar kullanıcıların denetimlerine açık olmalıdır. Şeffaflık yurttaşın temel hakkı, kamusal düzenleyici ve hizmet sağlayıcıların ödevidir.
  7. Kullanıcıların seçimlerine saygı, İnternetin hem sosyal açıdan hem de teknik açıdan özgürce gelişebilmesi için ağ tarafsızlığı, altyapı ve hizmet sağlayıcılar için zorunlu bir ilkedir. Ağ tarafsızlığı, altyapı ve hizmet sağlayıcılarının farklı içerik ve uygulamalar arasında ayrımcılık yapamayacağı anlamına gelir. Ayrıca kullanıcının her ekipmanı, içeriği ve hizmeti, hizmet sağlayıcının herhangi bir müdahalesi olmadan kullanabilmesini mümkün kılar. Tarafsız internet erişimi her kullanıcının hakkıdır.
  8. İnternet bugün, düşünce ve ifade özgürlüğünün gerçekleştiği öncelikli iletişim alanı haline gelmiştir; aynı şekilde, müdahale edilmeden, sansürlenmeden bilgi edinme ve haber alma hakkının özgürce kullanılabildiği en önemli platformdur. Dahası, internet herkesi bir yayıncı haline getirmekte, bu yönüyle iletişimi demokratikleştirmekte ve kamu yararının ortaya çıktığı ayrıcalıklı iletişim ve etkileşim platformuna dönüşmektedir. İşte bu yüzden, internetin evrenselliği, bütünlüğü, açıklığı ve çok sesliliği korunmalıdır.
  9. İnternet insanî etkileşim ve sosyal ilişki için temel bir platform haline gelmiştir. Bu durum, internet erişimini en az seyahat özgürlüğü kadar temel bir insan hakkı haline getirmektedir. Bugün bir insanın seyahat özgürlüğü engellenemeyeceği gibi, internet erişimi de engellenemez.
  10. İnternet, sadece iletişim alanı değildir; o bir etkileşim alanıdır. Bu da interneti örgütlenme özgürlüğünün aslî parçası haline getirmektedir. İnternet bugün insanların örgütlenmek, demokratik biçimde katılımda bulunmak, tepki ve protestolarını demokratik olarak ifade etmek için kullandıkları en önemli platform haline gelmiştir. Bu yüzden internete erişim hakkı, örgütlenme hakkının aslî bir parçasıdır ve kısıtlanması demokratik hakların ihlali demektir.
  11. İnternetin gayri-merkezi, tarafsız, sınır-aşan ve etkileşimli doğası, onu düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün temel parçası kılmaktadır. İnternete devlet denetimi ve gözetimi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerdir. Özgür ve sınırsız bir İnternet her kullanıcının hakkıdır. İnternet erişim hakkının korunması, temel haklar olan düşünce, ifade, bilgi edinme ve haber alma özgürlüğünün korunmasına sıkı sıkıya bağlıdır. Dünyayı izleyebilen, kendi adına seçimler yapabilen geniş görüşlü fertler olabilmek için sınırsız ve özgür internet erişimi elzemdir.
  12. Düzenleyici yasalar, sansür ve yasakları değil, hak ve özgürlükleri öncelemelidir. Suçla mücadele, çocuk ve aileyi korumak, terörizm gibi konjoktürel, muğlak, evrensel olmayan sebeplerle gerçekleştirilen erişim engellemeleri, kelime yasakları, merkezi filtrelemeler vb. yasak ve yaptırımlar sansürdür. İnternet‘te sansür İnternet kullanıcılarının bilgiye erişim hak ve özgürlüğünü ihlal eder. Sansürsüz İnternet her yurttaşın hakkıdır.
  13. İnsanlar şeffaf yasal zorunluluklar olmadığı sürece İnternet ortamındaki faaliyetleri nedeniyle kimliklerini açıklamaya zorlanamazlar. Anonim olmak her kullanıcının hakkıdır. Temel bir hak olan mahremiyet hakkı internet üzerinde yasal güvence altında olmak zorundadır.
  14. İnternet kullanıcılarının kişisel verilerinin gizliliği esastır. Kullanıcılar, bu verilerinin hangi amaçlarla toplandığı ve nasıl kullanıldığını bilmek, buna itiraz etmek, kişisel verilerinin silinmesini, yok edilmesini istemek hakkına sahiptir.

Bildirgeye İmza Veren Sivil Toplum Kuruluşları

  • Alternatif Bilişim Derneği
  • İnternet Derneği (ISOC-TR)
  • İnternet Teknolojileri Derneği (İNETD)
  • Linux Kullanıcıları Derneği (LKD)
  • Pardus Kullanıcıları Derneği (PKD)
  • TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası (BMO)
  • TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO)
  • Türkiye Bilişim Derneği (TBD)

Kaynak: https://www.internethaftasi.org.tr/2025/internet-kullanici-haklari-bildirgesi/

Kategoriler
Bildirgeler Haberler

Açık Kaynak Kullanımının Önemi: CrowdStrike Hatasından Dersler ve Türkiye İçin Linux’un Rolü

Son dönemde yaşanan ve birçok kullanıcıyı etkileyen CrowdStrike hatası, teknoloji dünyasında güvenilirlik, güvenlik ve verimlilik açısından özgür ve açık kaynak kodlu yazılımlarının önemini bir kez daha gündeme getirdi. Bu bağlamda, Linux Kullanıcıları Derneği olarak özgür lisanslara sahip açık kaynak kodlu yazılımların kullanımını ve özellikle Linux işletim sisteminin benimsenmesini destekleyen bu açıklamayı yapma gereğini duyuyoruz.

CrowdStrike, dünyanın önde gelen siber güvenlik şirketlerinden biri olarak bilinse de, son güncellemesiyle yaşanan güvenlik açığı, kapalı kaynak yazılımların potansiyel risklerini gözler önüne serdi. Bu olay, güvenlik açıklarının sadece tek bir kaynaktan çözülmesi gerektiğinde ne kadar büyük zorluklar yaratabileceğini gösterdi.

Linux: Türkiye İçin Güvenilir ve Esnek Bir Alternatif

Linux, özgür ve açık kaynak kodlu yazılım dünyasının en önemli bileşenlerinden biridir ve kapalı kaynak kodlu işletim sistemlerine kıyasla birçok avantaj sunmaktadır. Türkiye için Linux kullanımının önemi şu başlıklar altında öne çıkmaktadır:

  1. Şeffaflık, Güvenilirlik ve Güvenlik: GNU/Linux çekirdeğinin özgür lisansa sahip açık kaynak kodlu olması, dünya çapında binlerce geliştirici tarafından sürekli olarak gözden geçirilmesi anlamına gelmektedir. Bu da, hem güvenlik açıklarının daha hızlı belirlenip düzeltilmesini sağlar hem de genel güvenilirlik seviyesini artırır. Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar, milli güvenlik açısından Linux’un sunduğu şeffaflıktan faydalanabilir.
  2. Topluluk Katkısı: Linux ve beraberindeki özgür yazılım projeleri, dünya çapında geniş bir topluluk tarafından desteklenmektedir. Türkiye’de de birçok yazılım geliştirici ve teknoloji meraklıları da bu topluluğa katkıda bulunmakta yerel çözümler ve iyileştirmeler geliştirmektedir.
  3. Esneklik ve Uyarlanabilirlik: Linux, kullanıcıların kendi ihtiyaçlarına göre özelleştirilmesine olanak tanımaktadır. Türkiye’deki işletmeler ve kamu kurumları, Linux’un esnek yapısı sayesinde daha verimli ve etkili çözümler geliştirebilir. Ayrıca, farklı donanım yapılandırmaları ve uygulama gereksinimlerine uyum sağlayacak birçok farklı dağıtım sunar. Eski donanımların bile verimli kullanılmasını sağlar.
  4. Maliyet Avantajı: Linux, lisans ücretleri olmadan kullanılabilen bir işletim sistemi olarak işletmelerin ve kamu kurumlarının maliyetlerini düşürürken aynı zamanda yüksek kaliteli çözümler sunar. Bu durum, Türkiye’deki bilişim bütçelerinin daha verimli kullanılmasını sağlar.
  5. Performans ve Kararlılık: Linux, özellikle sunucu ortamlarında yüksek performans ve kararlılık sunar. Türkiye’deki kritik altyapılar ve hizmet sağlayıcılar, Linux’un sağladığı kesintisiz ve verimli çalışma ortamından faydalanabilir.

Sonuç olarak, güncelleme sonrasında yaşanan CrowdStrike hatası, özgür lisanslara sahip açık kaynak yazılımların ve özellikle Linux’un önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Türkiye’de daha güvenli, esnek ve maliyet etkin çözümler için Linux işletim sisteminin benimsenmesini ve desteklenmesini teşvik ediyoruz.

İlgili tüm paydaşları, özgür lisanslara sahip açık kaynak kodlu yazılımları ve Linux’u kullanmaya ve bu ekosisteme katkıda bulunmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Linux Kullanıcıları Derneği

Kategoriler
Bildirgeler

Türkiye’de İnternet’in 31. Yılı Bildirisi

12 Nisan 1993’te 64 Kbps kapasiteli bir kiralık hat kullanılarak ODTÜ ile ABD’deki Ulusal Bilim Vakfı Ağı arasında kurulan bağlantı internetin yaygın kullanıma açılmasında ilk adım ve Türkiye’de İnternet’in doğum günü olarak kabul edilmektedir.

1991’de internetin ülkemizde de kullanılabilmesi amacıyla Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve TÜBİTAK işbirliğiyle hayata geçirilen TR-NET projesi kapsamda uluslararası ilk bağlantı Eylül 1992’de X.25 teknolojisi kullanılarak Hollanda ile kurulmuş olmasına karşın yüksek maliyet ve genel kullanıma açılması önündeki sorunların çözümlenmesi ancak 1993 yılı bulmuştur.

1993’ten bu yana tüm dünyada toplumları ve yaşayışı değiştiren, dönüştüren, yokluğu aksaklıklara neden olan internetin önümüzdeki yıllarda yaşamın odak noktasındaki yerini daha da sağlamlaştıracağı görülmektedir.

31 yıl önce Türkiye, bu devrimsel değişime ayak uydurmak için adımlarını zamanında atmakla birlikte geçen süre içinde Türkiye’nin yapısal sorunları ve bozuklukları, bu devrimi daha geç fark eden ülkelerin gerisinde kalmasına neden olmuştur. Bugün her ne kadar nüfusun %87’sinin internet kullandığına ilişkin resmi sayılar duyurulmuş 1 olsa da Ookla’nın sayılarına göre Türkiye ortalama 41,90 Mbits sabit geniş bant hızlıyla 180 ülke arasında Burkina Faso, Mısır, Guatemala, Hounduras gibi ülkelerin gerisinde 111. sırada yer almaktadır. 2

Yine aynı kaynağa göre sabit geniş bant hız ortalamaları şehirler bazında karşılaştırıldığında diğer dünya şehirlerinin arasında İstanbul ortalama 51,22 Mbits ile 119., Ankara ise ortalama 45,72 Mbits 126. sırada bulunmaktadır. Karşılaştırma yapılabilmesi açısından halen Rusya Federasyonu ile savaş halinde olan Ukranya’nın başkenti Kiev’de ortalama sabit hat hızının 92,31 Mbits olduğunun bilinmesinde yarar vardır.

Mobil erişim performansı açısından bakıldığında görece daha iyi bir altyapıya sahip olmanın avantajıyla Türkiye, sıralamanın daha üst sıralarında olmakla birlikte ilk 50 içinde yer almamaktadır. 3

2012 yılında yaklaşık 210 bin km olan Türkiye’nin fiber altyapısı 10 yıl sonra 2022 sonunda yaklaşık 2,5 kat artarak 517 bin km’yi geçmiştir. 4 Bu artış, ilk bakışta yüksek gibi görünmekle birlikte yüzölçümü olarak Türkiye’nin yaklaşık %70’i ve Türkiye’den yaklaşık 18 milyon daha az nüfusa sahip Fransa’da 11 milyon kilometre düşenmiş fiber olduğu düşünüldüğünde daha ülkemizin alacağı çok yol olduğu anlaşılacaktır. Doğal olarak bu altyapının Fransa’da 2016 yılında çıkarılan “yeni yapılan her eve fiber bağlantı zorunluluğu” kuralı ile geliştiği belirtmekte yarar var. Benzeri düzenlemelerin özellikle kentsel dönüşüm alanları başta olmak üzere Türkiye’de de yapılması gerekmektedir. Bu gereklilik “Fiber altyapının insan hayatında olumlu bir etkiye sahip olduğu sosyal ve ekonomik araştırmalardan elde edilen önemli bir göstergedir. Daha yüksek bağlantı hızı, coğrafi konumları ne olursa olsun tüm kullanıcıların (hanehalkı, işletmeler ve idarelerin), gelişmiş ve daha verimli bir şekilde internet hizmetlerinden yararlanmasına olanak tanımaktadır.” ifadesiyle BTK tarafından da belirtilmektedir. 5

Her ne kadar bundan 20 yıl kadar önce sayısal bölünme konuşulurken coğrafi engellerin İnternet erişiminin yaygınlaşmasıyla ortadan kalkacağından ve olumlu etkisinden söz edilse de geçen süre içinde Türkiye nüfusunun %75’ten fazlasının şehirlerde yerleşik hale gelmesiyle hem de yaşanılan göçlerle birlikte büyükşehirlerin içinde bile artık sayısal uçurumlar oluşmaya başladığı görülmektedir. Birçok Avrupa ülkesinde eş zamanlı olarak başlatılan “kırsalda geniş bant erişim” projelerine hızla Türkiye’de de başlatılmasının gerektiği görülmektedir. Yalnız şehir yoğunluğunun artmasını engellemek için değil, afetlerde de kırılgan olan iletişim altyapısının güçlendirilmesi için bu tip projeler zorunluluk olarak görülmelidir.

İstatistiklerin gösterdiği internete bağlı hane sayılarındaki artış ile internete içerik sağlanmasının da bir göstergesi olan alan adı sayılarının benzer oranda artmadığı görülmektedir. Bu durumda Türk insanının interneti tüketmek amacıyla kullandığı ve bilgi üretimine katkısının sınırlı olduğu sonucunu doğurmaktadır.

Yine son dönemlerde sosyal medya kullanıcı sayıları nicelik olarak artmakla birlikte İnternet’in sağladığı özgürlük ortamı, uygarca tartışma fırsatı olarak değil nefret dilini sorumsuzca kullanma mekanı olarak algılanmaktadır. Toplumun bilinç düzeyini artırmak yerine sorunları yasakçı eğilimlerle çözme seçeneğini kullanan yönetimlerin nefret dili sorunu çözümünde yarardan çok zararları olduğu görülmektedir. Özellikle yeni kuşağın algısı, yetiştiği ortama uygun olarak gelişmekte ve refleksleri marjinal olabilmektedir.

Eğitim sisteminin kemikleşmiş sorunlarının toplumsal erozyonu hızlandırdığı bir dönemde yaşanan küresel pandemi bizlere İnternet’in önemini bir kez daha göstermiştir. İnternet sayesinde hem uzaktan eğitim ve hem de uzaktan çalışma ortamları ile tanıştık. Ancak ne yazıkki ne altyapı olarak ne de kamu kurumları olarak bu duruma pek de hazırlıklı olduğumuz söylenemez. Bu dönemde eğitimcilerin de bilişim okur-yazarlık düzeyinin ne düzeyde olduğu herkes tarafından görüldü.

Aynı evde birden çok çocuğun eğitim gereksinimini evdeki tek bilgisayar üzerinden sırayla karşılayan ailelerin bile şanslı sayılabileceği ortamda doğal olarak eğitimde fırsat eşitliği de yok oldu. Eğitimler televizyon üzerinden tek yönlü olarak verildi. 1980’li yıllardan kalan bu etkileşimsiz yöntemin verimliliğini ise tartışılmaya gerek bile duymuyoruz.

Pandemi koşulları beraberinde çoğunluğu beyaz yakalı, mesai saatleri belli olmadan çalışan ve aslında verimliliği kuşkulu bir çalışan sınıf da yarattı. Bilgiyi üreten değil tüketen bir toplumdaki sosyal medya bağımlılığının arttığı ve algı düzeyinin ayaklar altına indiği bir ortamda verimlilikten söz edilmesi zaten mümkün olamamaktadır.

Türkiye bir afetler ülkesidir. Deprem, sel baskını veya yangınlar yaşamımızın bir parçası olmuş ve ne yazıkki artık kayıplarımız doğal karşılanmaya başlamıştır. Ancak kanıksanan bir başka durum da yaşanan afetler sırasında veya sonrasında kırılgan olan iletişim altyapısının çökmesidir. Bu gibi çökmelere ek olarak Devlet eliyle iletişimin yavaşlatılması ise ayrı bir utanç kaynağı olarak görülmektedir. Afetlerden sonra yaşanan -ya da Türk insanına reva görülerek yaşatılan- karmaşada sivil inisiyatiflerin alternatif iletişim yollarını araştırmasını gerekli kıldığı görülmektedir. Yaygın kullanılan akıllı cihazların belirli aktarımlarla telsiz şebekeleri üzerinden basit metin düzeyinde bile olsa iletişim kurmasının sağlanması için çalışmalar yapılmalıdır. Beklenen afetlerin “beklenmeyen felaketler” olarak algılanmasını engellemek için teknolojinin tüm olanakları kullanılmalıdır.

2005 yılında kurulan Evrensel Hizmet Fonu’nda biriken paranın ilgili yasada belirtildiği biçimde yani herkes tarafından erişilebilir ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetleri için kullanılması gerektiği de unutulmamalıdır. Bu amaçların dışındaki kullanımların varlığı fonun da varlığının sorgulanması sonucunu doğuracaktır.

Haberleşme özgürlüğü anayasal bir hak olduğu halde bu hakkın özellikle İnternet üzerinden kullanımı sağlandığında Özel İletişim Vergisi alınması mağduriyet yaratmaktadır. Hem mobil hatlarda hem de sabit hatlar üzerinden yapılan İnternet erişiminden %10 oranında alınan Ö.İ.V. oranını %0,5 gibi sembolik bir düzeye indirilmesi belirli bir düzeyde kaldıraç etkisi yaratacağı öngörülmektedir.

Türkiye’de İnternet’in 31. yılını yine sorunlarla kutluyoruz. Ancak sorunlara çözüm yolları önerecek olanların yine sivil toplum kuruluşları olduğunun da farkındayız.

Kamunun bize verdiği denetleme görevini yerine getirmek konusundaki kararlılığımızı bir kez daha vurgulayarak diyoruz ki: İnternet Yaşamdır!

  1. TÜİK’e göre 2023 yılına ilişkin %87,1 olarak (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2023-49407) kullanım oranı görülmekle birlikte farklı kaynaklarda bu sayı değişim göstermektedir. Örneğin Dünya Bankasına göre 2022 yılı için internet kullanıcılarının toplam nüfusa oranı %83 olarak belirtilmekteyken (https://data.worldbank.org/indicator/IT.NET.USER.ZS? locations=TR), aynı yıl TÜİK bu sayıyı %85 (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Hanehalki-Bilisim-Teknolojileri-(BT)-Kullanim-Arastirmasi-2022-45587) olarak duyurmuştur. ↩︎
  2. https://www.speedtest.net/global-index ↩︎
  3. https://www.speedtest.net/global-index ↩︎
  4. https://www.btk.gov.tr/pazar-verileri ↩︎
  5. https://www.btk.gov.tr/uploads/pages/arastirma-raporlari/fiber-altyapi-raporu-son-rev.pdf ↩︎

Bildiriye İmza Veren Sivil Toplum Kuruluşları

Kategoriler
Bildirgeler

GNU 30. Yaşında!…

Tüm dünyada Özgür Yazılım’ın bayraktarlığını yapan GNU, 27 Eylül 2013 itibari ile 30 yılı devirmiş oldu.

Özgür Yazılım Vakfı’nın (Free Software Foundation – FSF) önderliğinde kutlanan bu gün Türkiye’de de Linux Kullanıcıları Derneği (LKD) tarafından kutlanacaktır.

   Konuşmacılar: İzlem Gözükeleş, Mustafa Akgül
   Tarih: 27 Eylül 2013 Cuma
   Saat: 18.30
   Yer: Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezi
   Ihlamur Sk. No:10 Kızılay/Ankara

GNU, çekirdeği, sistem araçlarını, açıcılarını, kütüphanelerini ve son kullanıcı yazılımlarını içeren bir işletim sistemidir. İsminin açılımı GNU’s Not Unix” (GNU Unix değildir) dir. Bu ismi almasındaki sebep de tasarımının Unix’e benzerken kendisinin özgür yazılım olması ve herhangi bir UNIX kodunu içermemesidir.

GNU işletim sistemi planı 1983 Eylül’ünde Richard Stallman tarafından duyurulmuş, 1984 Ocak ayında işleyişe başlamıştır. 2006 itibarıyla GNU hâlâ etkin olarak gelişmektedir. GNU’nun geliştirilmesi GNU Tasarısı tarafından gerçekleştirilmektedir ve bu tasarı altında birçok GNU belgeleri ve yazılımları bulunur.

Özgür Yazılım, kullanıcıların yazılımı çalıştırma, kopyalama, dağıtma, üzerinde çalışma, değiştirme ve daha da iyileştirme özgürlüğüne atıf yapar. Kullanıcılar tüm bu özgürlüklere sahipse, o zaman bu program özgür yazılımdır [Stallman, R.M., 2009, s.51-52]

Özgürlük 0 :  Herhangi bir amaçla programı çalıştırma özgürlüğü.

Özgürlük 1:  Programın nasıl çalıştığı üzerine çalışma ve yazılımı ihtiyaçlara göre uyarlama özgürlüğü (Kaynak koduna erişebilmek, bunun için bir ön şarttır).

Özgürlük 2:  Komşumuza yardım etmenizi sağlayacak şekilde kopyaları yeniden dağıtabilme özgürlüğü

Özgürlük 3:  Programı daha da geliştirilebilme ve elde ettiğiniz yazılımı toplumun faydalanabilmesi için herkesle paylaşabilme özgürlüğü (Kaynak koduna erişebilmek, bunun için bir ön şarttır).

Bu felsefenin kurucusu olan Özgür Yazılım Vakfı (Free Software Foundation – FSF) tarafından duyurulan Genel Kamu Lisansı (GNU General Public License – GPL) en yaygın özgür yazılım lisans modellerinden biridir. Günümüzde GNU GPL, GNU FDL, Creative Commons, LGPL, AGPL, Mozilla, BSD vb. özgür yazılım lisans modelleri ile geniş bir yazılım çeşitliliği ve paylaşım oluşmuş durumdadır.

Özgür Yazılım gerek bilgisayar yazılımlarının ve içeriklerinin daha hızlı ve özgürce gelişmesine gerekse bu kavramların ve ürünlerin tüm kamuoyuna hızlı ve etkin bir şekilde dağılmasına ve paylaşılmasına olanak vermektedir. Sonuçta, yazılım bir insan ürünüdür. Bir kişinin, bir ekibin ya da bir kurumun bilgi, emek ve katkısı ile ortaya çıkmış bu eserlerin hem hukuki haklarının korunması hem de özgürce paylaşılabilmesi Özgür Yazılım lisansları ile sağlanabilmektedir.

Bilgi teknolojilerinin hayatımızı şekillendirdiği çağımızda, özgür yazılım felsefesi, ürünleri ve lisansları, toplumun bu olanaklardan en fazla yararlanmasının da önünü açmaktadır. Özellikle İnternet’in dünyayı küçültmesi ve küresel bir topluma giderken, bilginin daha fazla katılımla büyüyeceği, insanlığın ortak aklını geliştireceği gerçeği doğrultusunda, hukuk sisteminin de bu konuda kendini gözden geçirmesi gerektiği açıktır.

[1] Richard M. Stallman, 2009. Özgür Yazılım, Özgür Toplum, Richard M. Stallman’ın Seçme Yazıları. İngilizce aslından çevirenler: Serkan Çapkan, İzlem Gözükeleş, Tahir Emre Kalaycı, Çiğdem Özşar, Birkan Sarıfakıoğlu, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası, Ankara.